FF #08:
POKEMON ve
MEKAN

❮ FF #07

FF #09

Yayım Tarihi: 04.2023
Ebat: A3 (297mm x 420mm)
Dil: Türkçe

PDF’i İNCELE & İNDİR ➔

Biraz nostalji, biraz da can sıkıntısı derken düştüğümüz bu Pokemon batağında epey keyifli durumlar ve olasılıklar keşfettik. Biraz altını kazımaya başladığımızda önceden hiç fark etmediğimiz tespitler ve sorular çıkardık. Ucu mekana, mimariye ve bambaşka bin türlü alana değen bu soru ve tespitlerimizi aşağıda 6 başlıkta derleyerek size de sunalım istedik.

(!) Ha şunu da baştan bir belirtelim:
Bütün Pokemon külliyatını incelemedik. Geçenlerde bir nostalji hevesliyle başlayan Pokemon çukurunda önce Nintendo oyunlarını oynadık, sonra çizgi filmin ilk 4 sezonunu izledik, son olaraksa Pokemon Go’ya kafayı baaayaaaaaaa bir taktık. Ee tabi bu da az sayılmaz fakat belki de aradığımız bazı soruların yanıtları dizinin ileriki sezonlarında veya başka oyunlarda verilmiştir. Yine de şimdilik yetti bize bu kadarı sanki.

Neyse, pokemon evreni çoğumuz için tanıdık bir kurgu evren. Sadece çizgi filmi değil, oyunlarıyla da hayatımızdan geçmiş veya illa ki maruz kaldığımız bir şey en nihayetinde. Herkese öyle ya da böyle illa tanıdık gelecektir. Deneyimlerinizden de bir şeyler bulabileceğini umuyoruz. Yorumlarınız veya eklemeleriniz olursa mutlaka bekliyoruz.

Keyifli okumalar!

▼ POKEMON ve İNSAN TAHAKKÜMÜ

POKEMON, İNSAN ve DOĞA ÜÇLÜSÜ

POKEMON ve İNSAN TEKNOLOJİSİ

POKETOPLAR ve MEKAN

POKEMON EVRENİNDE KENT PLANLAMA

POKEMON ve BİLİNÇALTIMIZ

POKEMON ve İNSAN TAHAKKÜMÜ

Pokemon evreninde odakta olan ve başrol karakterlerinin üzerinde ilerledikleri 2 ana aks mevcut. Bunlara amaç da diyebiliriz. Bunlardan ilki pokemonları yakalayıp savaştırarak becerikli bir pokemon eğitmeni olmak ve şampiyonluklar elde etmek. İkinci aks ise pokemonlar ile ilgili bilgiler toplamak ve yapılan keşifleri bilimsel pokemonliteratürüne eklemek.

Çizgi filmlerden Ash Ketchum’ı hatırlarsınız. Ash, pokemon yakalayıp savaştırmanın yanı sıra keşfettiği yeni pokemonları ve onlar hakkındaki yeni bilgileri paralelde daima Profesör Oak’a iletirdi. Hayatta başka hiçbir derdi olmayan Ash sezonlarca süren yolculuğunu bu iki amaç doğrultusunda sürdürmüştü. Yani, varsa yoksa pokemon yakalamak ve profesöre yollamak.

İşte Ash’in evinden ayrılıp maceraya çıkmasına neden olan bu iki ana neden temelde bütün pokemon maceralarının belirleyici 2 aksını oluşturuyor:

Çizgi diziye baktığımızda, ilk aks baş karakterlerin hikayeyi sürdürmelerine yararken, ikinci paralel aks ise hikayeyi hep daha öteye taşıyan, hikayenin devamlılığını sağlayan itici güçtü. Bizce kurgunun bel kemiğini oluşturan bu iki aks esasen bütün pokemon evrenine dair büyük bir tezat ve şaşırtıcı bir duruma da işaret ediyor:

Pokemon evrenine hızlıca bir göz attığınızda pokemonların her zaman insanlar için bir bilinmez olduğunu fark edersiniz. Dizide, pokemonları savaştıranların yanı sıra kalabalık bir grup akademisyen ve meraklı araştırmacı da daima pokemon gizemlerini araştırır. Ash’in sürekli keşfettiği bilgiler de zaten pokemonlar üzerine çalışan bilim insanlarının çözemediği gizemler için toplanmış pratik bilgilerdir. Bunların yanı sıra, yine, diziyi izlerken fark edeceğiniz üzere her bölümün sonu ağzınızda pokemonların mistik doğasına dair bir after-taste bırakıyor.

Fakat, pokemonların bu bilinmezliği onları tam da mistik bir yere taşımıyor. Çünkü aslında pokemonların doğaları gereği çözülmesi imkansız bir gizemleri yok. Sadece henüz çözülememiş tarafları var. Pokemon evrenindeki tüm biliminsanları her daim pokemonlara dair büyük bir keşif yapmanın eşiğindeymiş gibi sunuluyor.

Ancak, öte yandan, bu bilinmezlik, çözülememişlik hiçbir zaman da bir sona varmıyor. Ne zaman ki biliminsanlarının teknolojisi, anlağı veya bilimi pokemonları anlamaya yaklaşsa ya yepyeni pokemonlarla ya da yepyeni pokemon özellikleriyle karşılaşıyorlar. Bunu hiçbir zaman sona ermeyen bir kovalamaca olarak düşünebilirsiniz. Dolayısıyla şu ön kabul, özellikle çizgi dizide, baştan kurulmuş oluyor:

POKEMONLARI HİÇBİR ZAMAN TAM OLARAK ANLAYAMAYACAĞIZ!

Bu gizemlilik bizce insan egosunu, sahiplenme-ait olma üzerine kurulu insan düzenini ve nihayetinde insan merkezli dünyayı temelinden tehdit eden bir durum. Özellikle, insanın sadece bildiği ve anlayabildiği oluş hallerini dahil ettiği, kapsadığı içgüdüsel territory anlayışını temelinden sarsıyor. Esasen, çok da uzatmadan, bunun için zenofobinin bir biçimi diyebiliriz.

Anlamak insan territory’sinde önemli bir yere sahip. Anlayamadığımızın ‘tehlikeli’ ve/veya ‘kötü’ olduğu üzerine kurulu sosyal coğrafyalarımızda (‘territory’ yerine kullanıyoruz bu lafı) anlamasak da bilmesek de alan tanıyabileceğimiz en bilinmez – ve dolayısıyla en tehlikeli – şey belki de anlayabileceğimizi bildiğimiz varlıklar oluyorlar. Ama pokemon evreni için pokemonlar, bunun tam zıttı: Pokemonlar “hiçbir zaman tam olarak anlayamayacağımızı bildiğimiz varlıklar.

Şimdi geldik zurnanın zırt dediği yere:

Bu sonsuz anlayamama, bilememe hali insan merkezli bir evreni temellerinden sarsıyor. Çünkü insan hiçbir zaman pokemonları kendi territory’sine dahil et/e/meyeceğini biliyor.

Bunu ilerletiyoruz ve şöyle diyoruz:

İNSAN POKEMONLARI HİÇBİR ZAMAN SAHİPLENEMEYECEĞİNİ, KENDİNDEN EDEMEYECEĞİNİ BİLİYOR.

Çünkü esasen territory diye adlandırdığımız şeyler insanlar için paralelde bir sahiplenmenin ve/veya ait olmanın hissedildiği alanlar. Bunun yanı sıra bir territory’nin parçası olmak sonuç olarak o territory’nin merkezinde duran şey veya kişinin tahakküm sınırlarının içerisine düşmek anlamına geliyor (- mu?).

Pokemonlarsa bu evrende insanlar tarafından sahiplenmek için fazlasıyla bilinmez varlıklar. Ayrıca, insanın sonu gelmez kendinden etme veya territory’si içerisine alma veya sahiplenme içgüdüsüne de sonsuz olarak artan gizemleriyle kuvvetli bir şekilde karşı koyuyorlar.

Tezat şurada başlıyor:

Pokemon eğitmenlerinin zamanlarının çoğunu alan uğraşlarının doğada karşılaştıkları vahşi pokemonlarla savaşıp onları yakalamak ve hapsederek sahip olmak’olduğunu biliyoruz. Özellikle amatör pokemon eğitmenleri sabah akşam demeden, yemeden içmeden bunun peşinde koşuyorlar.

Tabi burada şu soruları da not olarak ekleyelim: sahip olmakla yakalamak ve hapsetmek ne kadar birbirinin yerine kullanılabilecek sözler? İnsanlar pokemonları yakalarken bir sahip olma ilüzyonuna mı ayak bağlıyorlar? Bu mülkiyetçi eğitmen bebeler pokemonlara sahip olduklarına yürekten inanıyorlar mı?

Bu devamlı sahip olma fetişine alternatif istisnalar elbette var. Örneğin, dizi boyunca baş karakter Ash’in iyi bir pokemon eğitmeni olmasının nedeni, Ash’in pokemonlarıyla can ciğer dost olması, onları dengi görmesi ve onlarla herhangi bir eğitmenin yapacağından çok daha fazla ilgilenmesi, onları kendi gibi önemsemesi olarak vurgulanıyor. Bu açıdan Ash ve pokemonları pokemon evreninde gördüğümüz diğer pokemon eğitmenlerinden ayrı duruyor. Ancak her ne kadar Ash nispeten aklanabilir bir yerde dursa da Ash’in bitmek bilmez pokemon yakalama hırsı da apaçık ortada.

Sonuç olarak, soruyoruz:

  • Pokemonları hiçbir zaman tamamen keşfedip kendilerinden edemeyeceğini bilen insanlar, pokemonları yakalayıp hapsederek pokemonlara karşı egosal bir üstünlük mü amaçlıyorlar?
  • Bu mastürbatif bir üstün gelme çabası mı?
  • Yoksa “bilinmez” ve dolayısıyla “kötü” olarak atfettikleri bir şeyi kendi kuvvetlerinin boyunduruğu altına almak mı?
  • Mesela bu “Bükemediğim bileği kırarım.” lafına bir örnek mi?
  • Bu “sahip olan – sahip olunan” ikiliği içinde biraz da kink, fetiş barındırıyor olabilir mi?
  • Mesela poketoplar aslında tepeden inme insan tahakkümünün bir aleti veya sembolü mü?

POKEMON, İNSAN & DOĞA ÜÇLÜSÜ

İnsan merkezli bakış açısı pokemon evreninin tüm bileşenlerini kaç bölüme ayırarak ele alıyor? Sosyal, biyolojik vs. diye ayırmıyoruz. İnsanın varoluş olarak çevresinde ayırdığı kategori ve başlıkları anlama peşindeyiz.

Tespit edebildiğimiz kadarıyla bu soru için verebileceğimiz cevabın kendi dünyamız için söyleyebileceklerimizden pek de aşağı kalır yanı yok. Dizi ve oyunlarda apaçık görülüyor ki pokemon evreninde de insan kendi dışında kalan varlıkları birden fazla başlıkta ele alıyor. Fakat sanki üzerine, bizim kendi dünyamızda gördüğümüz insan-doğa ikiliğine bir katman daha ekliyorlar. O da pokemonlar.

Fark ettiyseniz pokemon evreninde pokemonlar, insanların sadece istifade ettikleri, etini sütünü tükettikleri “sıradan” hayvanlardan ayrı bir yerde duruyor. Bunun nedenini düşününce aklımıza ilk gelen şey pokemonları hayvanlardan temelde ayırt eden özellikleri oluyor, yani güçleri veya yetenekleri.

Ama gelin görün ki insanlar bu güçlerden de çoğunlukla savaşmak ve savaştırmak için yararlanıyorlar. (Tabi ki istisnalar var.) Yani pokemonları bu evrendeki hayvanlardan ayrı bir yerde tutan şeyin savaştırılabilirlikleri olduğunu söyleyebiliriz. Evet, fazlasıyla büyük bir iddia ama birkaç istisnayı aradan çıkarınca çok da hatalı sayılmaz herhalde. (İstisna olarak Chansey’i gösterebiliriz. Chansey savaştırılmaktansa hastanelerde sağlık personeline yardım etmesiyle insanların daha çok ‘işine yarayan’ bir pokemon.du)

Pokemonların bizim dünyamızda ve hatta o evrende de var olan hayvanlardan modellendiği aşikar. Görünüş olarak çok benzemelerinin dışında isimleri dahi çok benzer. Birebir aynı olmasalar da sonuçta çoğunlukla aynı habitatı paylaşıyorlar. Mesela vahşi pokemonlar en fazla, insanın direkt hakimiyeti dışında kalan coğrafyalarda – basitçesi, ‘doğada’ – bulunuyorlar.

O zaman şöyle diyebilir miyiz: bu evren özelinde bizde olduğu ve eleştirdiğimiz gibi ikili değil aslında üçlü bir ayrım var? İnsan, hayvan ve pokemon…

Bu hesapta insan kentleri mesken tutuyor, hayvanlar doğayı. Ama pokemonlar da doğayı…

Bir dk, olmadı bu hesap.

Hımmm…

Iııııı…..

Şey….

Hah!

Belki de bu evren için hesabı varlıkların mesken tuttuğu alanlara göre değil de bu alanlarla ve soyut mekanlarla kurduğu ilişkiler üzerinden kurmak daha makul bir sonuç verebilir.

Şimdi biraz akıl yürütüyoruz:

Vahşi (wild) pokemonların mesken tuttuğu belli başlı iki alan var. Bunların ilki insan yerleşimlerinin ve insan kontrolünün dışında kalan tabiat. En çok vahşi pokemona ormanlarda, kentlerin arasında kalan patikalarda, kent ve kasabalar dışındaki alanlarda rastlıyoruz. Buradaki pokemonlar doğrusu biraz gergo’lar. Özellikle, mesela dizide Ash ve arkadaşlarının doğada karşılaştığı pokemonlar bu insan ve yarı-insanlaşmış (Pikachu ve Meow gibi) pokemonlardan oluşan ekibe sürekli zorluk çıkarıyorlardı.

Vahşi pokemonlarla bir diğer karşışlaştığımız yer ise insan yapımı olsa da insanın kontrolünden çıkmış mekanlar. Mesela bunlara örnek olarak dizinin 3’üncü sezonunda, Magnemite isimli pokemonların mesken tuttuğu elektrik santralini verebiliriz. Bölümde, magmemiteların akın etmesiyle insanların kaçması, çevre kasabanın hayalet kente dönüşmesi ve insan uğraş ve düzeninin sabote edilmiş olması anlatılıyordu.

Vahşi pokemonlarla karşılaşma ihtimalinin yüksek olduğu bu iki alanda da pokemonların insanların düzeni için zorluklara neden olduğu, neredeyse taşkınlık çıkardığı dizi boyunca apaçık hissettiriliyor. Bu açıdan bakınca ‘vahşi’ pokemonların insanların gözünden işgalci türler olduğunu söylemek mümkün. Hatta böyle düşününce, bu pokemonlara ‘vahşi’ denilmesini ve vahşi kelimesinin arkasında taşıdığı tüm diğer potansiyel altmetinleri de kafamızda daha iyi oturtabiliyoruz.

Kaldı ki pokemon evreni, pokemonların sadece insanların alanlarını işgal ettiklerini vurgulamıyor. Bir yandan da pokemonlarla bildiğimiz ‘sıradan’ hayvanları bir arada çok ama çok nadir görüyoruz. Bu bize izleyici olarak bize ne okutuyor?

Kısaca, acaba dizi boyunca pokemonların işgalci varlıklar oldukları ve istifade ettikleri habitatların ekosistemlerine ait olmadıkları vurgulanıyor olabilir mi? Pokemonlar doğadan istifade eden ama doğayı işgal eden yaratıklar olabilirler mi?

O zaman pokemonları başta bahsettiğimiz ikilikte veya üçlükte nereye oturtmak doğru olur? Bu gibi bir ayrımda yoksa insanlar pokemonları yakalayarak doğa olarak atfettikleri, kendilerinden geriye kalan tüm alanları kendilerince koruyorlar, bir nevi eşik bekçiliği yapıyor olabilirler mi? (Bu son şey fazla abartı oldu gibi. Siz ş’aptınız ama… )

Son olarak, insanlaşmış pokemonları da konuşmamız iyi olur. Özellikle çizgi dizide 2 pokemon dikkatimizi çekiyor: Pikachu ve Meowth. Pikachu’yu biliyorsunuz zaten. Poketopun (yani hapsedildiği hücrenin) dışında kalmakta ısrar ettiğini hatırlarsınız. Ash her ne kadar pokemonlarıyla iyi geçinen ve denkleri olarak gören biri gibi gösterilse de poketopun dışında kalmak Pikachu’nun ısrar ederek elde ettiği bir eşitlenme başarısıydı. Bir diğer örnek olan Meowth ise bir pokemon olmasına karşın Roket Takımı‘nın üyesiydi. Pokemon evreninde insan dilini konuşabilme yeteneğine sahip tek pokemon olması çok önemli. Ancak bunun verili bir yetenek değil, yine Meowth’ın kendi çabasıyla öğrendiği bir şey olduğunu, bunu öğrenmek için atanmış doğasının sınırlarını aştığı ve bizce bir eşitlenme çabası olduğu belirtelim. Hatta Meowth konuşabilmesinin yanı sıra roket takımının zaman zaman liderliğini, zaman zaman da dizginleyicisi rollerini üstleniyordu.

Dizideki çok belirgin bu iki karakter eşitlenmiş olmalarının belki de bir getirisi olarak kapladıkları sosyal coğrafyada esasen yalnızlardı. Pikachunun benzerlik üzerinden bağ kurabileceği (relate edebileceği) başka bir pokemon yoktu. Farklıydı ve şaşkınlıla izleniyordu. Meowthsa pokemonları daima ezikleyişiyle olsun, onlarla relate edemediğini defaatle belli etmesiyle olsun fazlasıyla insanlaştığı için artık tüm bağları kopmuştu. Neyse, yani bu durumda insan merkezli – biraz da faşist – pokemon evreninde en erdemli atfedilen pokemonun, yani ‘eski-anarşist’ Pikachu’nun da yarı-insanlaşmış bir pokemon olması açıkçası pek şaşırtmıyor.

POKEMON ve İNSAN TEKNOLOJİSİ

Sayının bu konusunda İnsan Teknolojisi ve Pokemon’lar arasında bir bağ olup olmadığı üzerine düşündük. Sonra, dedik ki ‘Ee basbaya var…’ Aşağıda sapır sapır yazdık. Buyursunlar:

Pokemon evreninde pokemonların yetenekleri insanlar için henüz erişilemeyen, erişilmeye çalışılan, zaman zaman taklit edilen, kopyalanan (replicate edilen) veya model alınan şeyler. (Doğrusu buna dair spesifik bir örneğimiz yok ama diziyi izlerken irili ufaklı buna delalet eden bir sürü şey göreceksiniz.) Genelde bir öykünme söz konusu sanki. Yani insanların teknolojisi için pokemonların yetenekleri eşeğin önündeki havuç gibi. Bu esasen bir açıdan bio-mimicry gibi tasarım yaklaşımlarına benziyor.

İnsanlar, pokemonların bu yeteneklerini kimi zaman taklit ederken kimi zaman da buna ihtiyaç dahi duymayıp doğrudan pokemonun kendisini kullanıyorlar. Pokemonun sırtında denizi aşan mı istersiniz, uçan kaçan mı…

Pokemon evreninde, insan teknolojisinin temel itici gücünün pokemonlara öykünme olduğunu söylemek biraz fazla kaçabilir. Ancak insan teknolojisinin yetişemediği birçok boşluğu da pokemon yeteneklerinin doldurduğu ve pokemon yeteneklerinin bir çıta oluşturduğunu iddia ediyoruz.

Asıl önemli olansa insanların pokemon yeteneklerini anlayıp taklit edebildikleri teknolojik gelişmelerin temelde pokemonları hapsetmek üzere gelişmiş olması. Örneğin poketoplar.

Poketoplar baya enteresan teknolojik ürünler. Bir takım özellikleri var:

  • Öncelikle, muhtemelen bilimkurgu terminolojisinde moleküler ölçekleme falan diye geçen bir özelliğe sahipler. Ash ve arkadaşlarının Abra ve Sabrina tarafından oyuncak eve hapsedildiği bölümde olduğu gibi.
  • İkincisi ise bu kürelerin yine bilimkurgudan tanıdığımız hibernation chamber’lar olması. Bu da sanki pokemonların “rest” adı verilen gücüne tekabül ediyor.
  • Son olaraksa poketoplar baya bildiğiniz ışınlanabilien cihazlar Bu da yine birçok dark, psychic ve ghost tipi pokemonda olan bir özellik.

İşte asıl komik olansa bunlar gibi teknolojilerin pokemon evreninde pokemonlara olan üstünlüğü pekiştirmek dışında başka hiçbir alanda kullanılmaması. Ne mimaride, ne iletişimde, ne günlük hayatın herhangi bir köşesinde böyle bir teknoloji görmüyoruz.

Yani poketopların ışınlanabildiği, içindekileri ölçekleyebildiği ve sağlıklarını stabil koruyabildiği bir teknoloji mevcut ama dünyanın geri kalanı hala 90’lar teknolojisi…

Bu teknolojilerin mimaride, kent planlamada nasıl çığırlar açabileceğini hayal edebiliyor musunuz?

Biz eder gibi olduk doğrusu ama pokemon evrenindeki insanlar pek hayal edememişler. Yazık…

POKETOPLAR ve MEKAN

Poketopların mekansal olarak inanılmaz enteresan durumlar teşkil ettiğini düşünüyoruz. Ama önce bir poketopun ne olduğundan bahsedelim:

  • Poketoplar çok basitçe pokemon eğitmenlerinin pokemonları yakalayıp, içerisinde encapsulate ettikleri ufak mükemmel küre biçimli hücrelerdir.
  • Bir eğitmen bir anda ancak 6 tane dolu poketop taşıyabilir. Poketoplar çantada veya kemere asılarak taşınabilir.
  • Kullanılmadıkları anlarda bir masa tenisi topu, ele alındıklarında ise genişleyerek bir portakal büyüklüğüne ulaşırlar.
  • Eğitmen, karşılaştığı bir pokemonu yendiğinde – veya ikna ettiğinde – poketopu pokemonun üzerine fırlatır. Fırlatılınca iki yarım küre halinde ortadan açılan poketop yöneldiği pokemonu ölçekleyerek kürenin içine ışınlar, çeker, emer vs.
  • Poketopun içerisine çekilen pokemon eğer boyun eğmemiş ise poketoptan çıkabilir.
  • Poketoplar savaş sırasında sahaya fırlatılır ve içindeki pokemon serbest kalır.
  • Poketopun içinde kalan pokemonlar ise adeta dondurulmuş bir dünyada enerji formunda yaşamaya devam ederler. Topun içinde pokemonların sağlık durumları stabil olarak korunur.
  • Eğitmenin sahip olduğu dolu poketopu sayısı 6’yı geçerse son poketop kendi kendine veya bilgisayar ile eğitmenin bağlı olduğu pokemon araştırmacısına ışınlanır. Adrese varan poketopun içindeki pokemonsa araştırmacının insafına kalmış bir şekilde toptan zaman zaman çıkarılabilir veya sonsuza kadar da içinde tutulabilir.
  • Poketoplar pokemonlar dışındaki canlı veya cansız başka herhangi bir varlığı içlerinde barındıramazlar. Yalnızca ama yalnızca pokemonlar için tasarlanmışlardır.

Başlıyoruz:

Poketopun içerisinde olmak pokemon için özel bir deneyim olsa gerek. Öncelikle bir zamansızlık, zamandan kopmuşluk söz konusu. Mesela pokemonun topun içinde kalışı sonsuza kadar uzayabilir. Bu açıdan top içindeki pokemonun zaman algısı eğitmeninkinden farklı olacaktır. Uzun bir maceraya çıkan eğitmenin deneyimi (mesela Ash’in 20 küsur yıllık macerası) yıllara varırken, toptaki pokemon bu yıllar içerisinde sadece top dışına çıkarıldığı süreyi deneyimliyor. 10 yıl süren bir şampiyonluk sürecini, pokemon belki sadece 10 gün olarak deneyimleyebilir. Yani poketopta ihtiva edilen pokemonlar için zamanı ve mekanı bir çizgi üzerindeki noktalardan ibaret deneyimliyorlar diyebiliriz.

Sadece zaman da değil. Özellikle daima hareket halinde olan bir maceradan bahsediyoruz. Eğitmenlerin kasabadan kasabaya gezdiği bu yolculuğu pokemonlar mekandan da bağımsız olarak yaşamak zorundalar. 20km yol kateden bir eğitmenin yanı sıra pokemon o yolda sadece bazı noktaları görüyor, yer değişimine birebir tanıklık etmiyor.

Konumun değişimine ve zamanın akışına birebir şahitlik etmediğiniz bir yolculuğun mekan algınıza etkisini bir hayal edin. Bir bakmışsınız Vermillion kasabasındasınız, bakmışsınız Celadon şehrindesiniz. Ve bu sırada 2 yıl geçmiş… Belki hiç topun içerisinden çıkmamışsınız bile. Bu açıdan bakınca poketopların, dışarı çıkarıldıkları mekanlar arasında duran sürece belirsiz birer ara mekan veya geçiş mekanı olduklarını söyleyebiliriz.

Yalnız bu ‘ara mekanlar’ı alışık olduğumuz ara, geçiş veya bağlayıcı mekan mefhumundan ayırt eden temel bir şey var:

Pokemonlar çoğunlukla topları kendi rıza ve kararlarıyla terk etmiyorlar. Bu karar eğitmene kalmış bir şey. Dolayısıyla pokemonlar topun içinden çıktıkları ana kadar nereye çıkacaklarını bilmiyorlar. Bu durumda, evet bir ara ve bağlayıcı mekan diyebiliriz, ancak nereyle nereyi bağladığı belirsiz olan mekanlar olduklarını vurgulayalım.

Bu ara mekanları, ucunun nereye çıktığını bildiğiniz koridorlara değil, daha ziyade labirent deneyimine benzetiyoruz.

Kendinizi pokemonun yerine koyun. Nerede olduğunuzu algılayabiliyorsunuz belki ancak nereye varacağınız hakkında en ufak fikriniz yok. Bu esasen korkunç bir şey. Yani hapis fikrinin de ötesinde bir şey. Eğer sahibiniz isterse sizi bir çukurun dibinde, denizin ortasında veya ıssız bir çölde de salabilir.

Bunun için ortaya bir terim fırtalıyoruz: ‘koşullanılmış mekan deneyimi’. Yani mekan deneyiminiz hem konum hem de süre olarak başka birinin bireysel tasarrufuyla belirleniyor. Bu mekanda güvenliğiniz yine ‘sahibinizin’ kontrolünde. Mekan deneyiminizin sürekliliği tamamen sahibinize ne kadar güvendiğinize koşullanmış.

Bu ara mekan oluşu bir diğer yerden de yakalıyoruz. O da poketopların nihai adreslerinin profesörün pokemon çiftliği olması. Bir eğitmenin yakaladığı pokemonların çoğu bu çiftlikte sonlanıyor. Bazısı hemen, bazısı belki çoooook uzun bir süre sonra… Fakat bu çiftlik önlenemez bir son durak.

Çiftlik, pokemonların habitatlarından ayrılıp poketop içerisinde bir süre geçirip gittikleri bir yer. Belki eğitmen pokemonu yakaladıktan 20 yıl sonra çiftliğe yollamış bile olabilir. Ancak pokemonun gözünde habitatını, yuvasını bıraktığı gün ile en son vardığı çiftlik arasında onun gözünden sadece 20 gün geçmiş dahi olabilir.

Bu durumda da poketopların başıyla sonunun aynı olmayan birer ara mekan olduğunu vurguluyoruz. Yani tam olarak bir cep mekan deneyimi diyemeyiz. Sonuçta yola çıkılan yer ile varılan yer farklı. Böyle bakınca da pokemonların yerlerinden edilmiş olduğunu ve poketopların da bu süreçte sadece pratik bir alet olduğunu düşünüyoruz.

Poketopların ışınlanabilen şeyler olduğunu not düşmüştük yukarıda. Ayrıca içlerinde pokemonları zaman ve mekandan kopuk, enerji olarak ihtiva ettiklerini de not düştük. Yani, aslında, mekanı noktasal, boyutsuz ve kütlesiz olarak deneyimleyen pokemon sürece pek de şahitlik etmiyor.

Bunların pokemonlar için baya ciddi etkileri olduğunu düşünüyoruz. Mesela mekanla bağ kuramama, aidiyet inşa edememe, kopma vs…

Öte yandan mekana dair bir disorientation’dan da bahsedebiliriz. “Neredeyim ben, n’oluyor burada. Az önce sıcak ve kalabalık bir yerdeydim, şimdi uçurumun kenarındayım, kar yağıyor.” falan…

Bir diğer taraftan da pokemonlar poketopa girip çıkarken boyutları önce değişiyor ve sonra da yok olup enerji formuna dönüşüyorlar. Bedenin mekanla kurduğu ilişki ölçekçe, kütlece sürekli değişiyor. Bedenin mekansallığının ve mekanda kapladığı hacmin farkındalığının azalması da mesela büyük bir başlık olabilir.

Tabi çok da uzatmadan asıl soru şu: yolculuğa şahitlik etmek varılan mekanın deneyiminde ne kadar önemli?

Ha!

Asıl…

Evet.

Peki.

Bir diğer soru: bu poketopların şekli ne?

Evet dıştan bakınca küreler ama içleri neye benziyor? Dizide ileriki sezonlarda görünüyor mu bilmiyoruz. Hepsini de izleyemedik. İçi de dışı gibi küre mi? Şekli de geçtik, içi aydınlık mı? Alışık olduğumuz 3 boyutlu bir mekan mı? Eğer öyleyse yüzeyler şeffaf mı? İçeriden dışarısı görünüyor mu?

Doğrusu bunları bilmemiz de deneyimlememiz de mümkün değil. Pokemon evreninde yaşıyor olsaydık dahi poketoplar sadece pokemonları içine alabiliyor. Yani poketoplar insanlar tarafından tasarlanmış olmasına rağmen bu topların içini görmek insanların ulaşamayacağı bir deneyim.

Bir bakıma, insan yine oppress ettiği ile relate edememek için elinden geleni yapmış.

Yine de bu açıdan bu mekan deneyiminin sadece pokemonlara has ve zorlarsak birleştirici bir müşterek tarafı olabilir mi? Gerçi biz insanlar bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz…

POKEMON EVRENİNDE KENT PLANLAMA

Pokemon dizisinde de oyunlarında da dünya bölgelere (kıta veya büyük ülkeler gibi düşünebilirsiniz) ayrılmıştır. Bu bölgeler Pokemon evreninin temsil edildiği dizi, film ve oyunlarda önemli yer kaplarlar.

Bu bölgeler hakkında bazı ıvır zıvır spekülasyonlarımız oldu. Aşağıda apır sapır hepsini sıralıyoruz:

Pokemon evreninde yer alan bölgeler birbirinden farklı pokemon türlerini barındırırlar. Her yerde farklı pokemonlar olduğu gibi her bir bölgenin de ayrı bir şampiyonluk ligi vardır. Her bir bölge içerisinde kentleri, kasabaları ve köyleri barındırır. Her bir kent ve kasabanın birer gym’i vardır. Bir pokemon eğitmeni çıktığı macerada bu yerleşimlere uğrayarak bu gym’lerde savaşır ve badge (arma) kazanmaya çalışır. Kazandığı bu badge’lerden belli bir sayıda topladığı zaman büyük şampiyonluk ligine katılmaya hak kazanır.

Bu hususta üzerine konuşmaya başlayacağımız şey kent, kasaba ve köylerin birbirlerine çok benzer olmaları. Bu benzerlikten kastımız hem ölçek, hem nüfus, hem nüfus yoğunluğu, hem günlük yaşam, yani aklınıza kente dair gelebilecek her şey.

Her ne kadar, elbette, bu yerleşim birimleri arasında farklar tespit edebilsek de bizim dünyamızdaki kent ve köy arasındaki dramatik ölçek ve nüfus farkını dizide ve oyunlarda pek de göremiyoruz.

Sırf o da değil. Özellikle dizide Ash ve arkadaşlarının her bölümde veya en fazla iki bölümde bir yeni bir yerleşim alanına vardıklarını görüyoruz. Bu geçişler epey hızlı gerçekleşiyor. Üstelik bunu çoğunlukla yürüyerek başarabiliyorlar. Adeta bütün yerleşim birimleri eşit mesafede dizilmişler gibi…

Öyle ki, bunlar bize pokemon evreninde kentlerin, kasabaların, köylerin kıta yüzeyine homojen yerleştirilmiş birbirine çok yakın, eşit ve modüler şeyler olduğunu düşündürtüyor.

Dizi boyunca karakterlerin bütün bu yerleşim birimlerinin merkezlerine uğradıklarını görüyoruz. Ancak bu yerleşim birimlerinin çeperlerine pek sık şahit olmuyoruz.

Bunun temel nedeninin hikaye akışı olduğunun farkındayız. Hikaye yolda olmak ve merkezde olmak ikiliği üzerine kurulu. Karakterleri çoğunlukla, bir sahnede kentleri bağlayan yollarda görürken, bir sonraki sahnede ise kentin merkezine varmışken izliyoruz.

Kentler arasındaki geçişlere sıklıkla şahitlik edemeyişimiz aslında kentlerin sınırlarını bilemememize neden oluyor. Yerleşim biriminin nerede başlayıp nerede bittiği belirsiz. Bir diğer açıdan da şöyle diyebiliriz: anlık olarak verili bir sahnede nerede olduğumuzu / olmadığımızı çok iyi veya çok kolaylıkla biliyoruz: ya yoldayız ya da bir yerleşim biriminin merkezinde. Asla ikisinin arasındaki alanda değiliz.

Belki önceki maddede bahsettiğimiz şeyin nedeni de bu olabilir. Yerleşim birimlerinin sınırlarını izleyici olarak kestiremediğimiz için büyüklüklerini ayırt edemiyor olabiliriz. Dolayısıyla hepsi de birbirine benziyor olabilir.

Bu açıdan belki dizinin izleyicileri olarak mekan deneyimimizin ve oryantasyonumuzun bai insan karakterlerden çok pokemonlarınkine benzer olduğunu söyleyebiliriz. Kurduğumuz bu benzerlikte, pokemonlar için poketopta geçirdikleri belirsiz zaman izleyiciler için kentler arası yola denk düşüyor. Pokemonların poketoplardan çıktıkları andaki noktasal mekan deneyimleri ise biz izleyiciler için kent merkezlerini gördüğümüz anlar olabilir.

Karakterlerimizin kent merkezlerine uğramalarının temelde birkaç nedeni var.

Bir pokemon eğitmeninin ihtiyaç duyduğu 3 mekan buralarda yer alıyor: Pokemon Merkezleri, Pokemon Gymleri ve Pokemon Mağazaları. Bu noktalar eğitmenlerin yolculuğunda düğüm noktaları oluşturuyorlar. Dikkat ederseniz Pokemon Merkezleri ve Mağazaları eğitmenin macerasının devamlılığı için birer dinlenme ve biriktirme alanları. Gym’leri ise macerayı anlamlı ve meşru kılan checkpoint’ler gibi düşünebilirsiniz.

Kent merkezlerinde yer alan bu noktalar kentler için çok belirleyici. Her yerleşim biriminin merkezinde oldukları gibi bu mekanlar (veya muadilleri) dünyanın birçok yerinden ortak amaçla yola çıkmış eğitmen ve pokemonu ağırlıyor. Her yerden gelen eğitmenler ilk önce buralara uğruyor, yöneliyor.

Hem her kentin en merkezinde yer almalarıyla, hem her yerden insanın ilk buldukları adres oluşlarıyla, hem de neredeyse tüm dünyada bulunmalarıyla (neredeyse evrensel) esasen yerleşim birimlerinin bu mekanlar etrafında şekillendiğini, kurulduğunu bile söyleyebiliriz.

Kim bilir belki de gerçekten ilk bu mekanlar geldi, sonra da yerleşim birimleri etraflarında şekillendi.

POKEMON & BİLİNÇALTIMIZ

Pokemon evreninin dizi ve oyunlarıyla bilinçaltımıza kodladığı çok şey olabileceğini düşünüyoruz. Tespitlerimizin çoğu ‘yolda olmak’ ve ‘macera’ fikirleri etrafında toplanıyor. Sayının bir diğer konusunda bahsettiğimiz kent ve kasaba ağlarının bunda büyük bir payı var. Neyse, uzatmadan, buyurunuzzzz:

(Not: Bu bölümde bahsedeceklerimizin çoğu belki bütün 90’lar ve 2000’ler başı oyunlarının çoğu için geçerli olabilir ancak tüm çizgi diziler için geçerli değil.)

Pokemon dizi ve oyunlarında her zaman bir merkezden çıkıp sonu çok uzakta olan bir noktaya varan bir macera söz konusudur. Bu merkez baş karakterin orijin noktasıdır (evi). İster en iyi eğitmen olmak (Ash mesela) olsun, ister en iyi pokemon bakıcısı olmak (Brock mesela) olsun bu merkez noktadan büyük bir amaçla yola çıkılır. Ve bu amaç gerçekleştirilmeden baştaki merkez noktasına bir dönüş söz konusu değildir.

Ne zamanki hedef gerçekleşir veya başarısız olunur, o zaman karakterlerimiz başa dönebilir. Yolculuk boyunca orijin noktası ile ilişki hiçbir zaman sıfırlanmaz. Ash her daim Profesör Oak’a pokemon yollar ve onunla iletişim halindedir, hatta sık sık da ona danışır. Ancak bu ilişki uzaya uzaya, kopa kopa, zamanla sıfıra daha ve daha çok yaklaşır.

Bu sonu gelmeyen yolculukta belirleyici şey genelde ihtiyaç değil istektir. Bu istek genelde çok kuvvetli ve karakterlerin kimliği için çok da belirleyicidir. Ancak istek ile belirlenmiş bu yolda karakterler çok ağır şeylere katlanır. Ancak herhangi sıradan bir insan için ‘zorunda kalındığında katlanılacak şeyler’e, karakterlerimizin sırf istekleri doğrultusunda katlandığını görürüz. Bu arzunun belirlediği ‘merkezden uzaklaşma’, arzu tamamlanasıya kadar merkeze dönmez.

Peki, soruyoruz:

Pokemon bilinçaltımızda evden uzaklaşmayı ve yolculuk bitene kadar dönmemeyi körüklemiş olabilir mi? Arzunun veya amacın mekandaki hareketimiz için ihtiyaca göre daha belirleyici olduğuna dair bir şey kodlamış olabilir mi?

ARZU > İHTİYAÇ

Bu arzuya, amaca giden yol daima hareketlidir. Hiçbir mekanda Ash ve arkadaşları kalıcı, devamlı kullanıcılar değillerdir. Yolda belli başlı bazı noktalarda dururlar, mesela kent merkezlerinde. Bu duruşlar daima dinlenme ve biriktirme amaçlıdır.

Bu merkezlerdeki duruşlar dışındaki zaman hep hareket etmek ile geçer. Bu açıdan yolculuk noktalar arasında bölünmüştür. Bu noktaları birer checkpoint olarak görebilirsiniz. Çünkü Ash gittiği her kentte bir badge almadan orayı terk etmez. Bu açıdan Ash gittiği yerin ‘hakkını verir’ ve o noktasal mekan deneyimini yolculuğun aşılması gereken, aşılmazsa devam etmeyeceği bir zorunluluğa dönüştürür.

Hatta böyle bakınca, yol üzerindeki durakların zorunluluklarla belirlendiği ve yolculuğun zaten baştan belirli ve sürprizsiz olduğunu söyleyebiliriz. Mesela, Misty ve Brock için yolculuğun devamlılığı koşullu değildir. Bu ikili Ash’in aksine, mekanda hareketlerini sürecin biriktirdikleri ve sundukları üzerine kurmuşlardır. Yani ‘ne gelirse kabulümüzdür’ kafası…

Peki, soruyoruz:

Pokemon bilinçaltımıza sürekli hareket halinde olmayı, durmamayı veya mekanın kalıcı-devamlı kullanıcısı olmamayı kodlamış olabilir mi?

Pokemon yüzünden hayatta durageldiğimiz mekanların durak mı final mi olduğundan emin olamıyor olabilir miyiz?

Bir yerden ayrılmak için kendimizde yeteri kadar bir şeyler biriktirmiş olma önkoşulunu arıyor olabilir miyiz?

Yine karakterlerimizin yolculukları sırasında karşılaştığımız bir diğer şey ise karakterlerin mekana boyun eğmeleri. Genel bir boyun eğmekten, mekanı kabul etmekten bahsediyoruz.

Dizi boyunca belirleyici ve ‘üstün’ gelen şey hep mekan!

MEKAN > KULLANICI

Elbette buna yönelik birkaç delilimiz var:

  • Mesela Ash ve arkadaşları zaman zaman paraları olmadığı için – çoğunlukla da neden öyle olduğunu bilmediğimiz şekilde – kentler arasında hep yürümeyi ve kamp yapmayı tercih ederler. Genelde arabaya, otobüse binmezler, bisiklet kullanmazlar.
  • Bir diğer delil ise rotalarının çoğunlukla baştan belirlenmemiş olmasıdır. Akışta ve görünürde hangi kasaba varsa, rüzgar nereye eserse öyle devam ederler yollarına. Kestirme pek kullanmazlar. Mekanı ‘hack’lemeye dair de bir girişimleri yoktur. Mekan ne dikte ederse o… Mekanı bypass ettikleri nadir anlarda ise sadece uçmak olsun, denizi aşmak olsun pokemonların yeteneklerinden faydalanırlar.

MEKAN > YOLCULUK

Mekanı tabi ki sadece topografya, coğrafya ölçeğinde kullanmıyoruz burada. Karakterlerimiz biriyle buluşacakları zamanlarda bile mutlaka onun ayağına giderler. Ash ve arkadaşları dizi boyunca sürekli birine giden, birinin territorysine giren, onun iktidar alanında onunla buluşan kişilerdir. Orta yolda buluşmazlar, bir yabancı ile birlikte bir yere gitmezler.

Pokemon evreninde Ash ve arkadaşları dışındaki neredeyse herkes adeta durağan haldedir. Bu zaten pokemon oyunlarında da böyledir. Pokemon eğitmeni değilseniz yolculuk etmezsiniz. Karakterlerimizin doğada karşılaştığı eğitmen olmayan sıradan insanlar genelde onlar gibi yolculuk yapanlar değil, ya orada yaşayanlar ya da yakın bir kasabadan yolunu şaşırıp gelenlerdir.

Peki, soruyoruz:

Yani acaba dizi ve oyunlar bilinçaltımıza mekana boyun eğmeyi kodlamış olabilir mi?

Mekan uygun değilse yer değiştirmeyi, bağlamı dönüştürülemeyecek bir şey olarak görmeyi öğrenmiş olabilir miyiz?

Gittiğimiz yerlerde karşılaştığımız her şeyin durağan olmasını bekliyor da olabilir miyiz?